
Gs Maçı Bilet Fiyatları
Kale Arkası Kapalı: 45,00 TL (Ankaragücü)
Kapalı Alt Grup1: 150,00 TL
Kapalı Alt Grup2: 100,00 TL
Numaralı Grup1: 220,00 TL
Numaralı Grup2: 165,00 TL
VIP 1: 385,00 TL
VIP 2: 330,00 TL
Yeni Açık Alt: 30,00 TL
Yeni Açık Üst: 30,00 TL







Bu senenin ilk maçı Konya maçında çıktı pankart ilk olarak, dolayısıyla bence doğum tarihi belli...4 aydan fazla oldu, ama bu kısa sürede sanırım tribünle ilgilendiğim dönemlerin içinde en güzel dönem bu dönem...Kuralları, işleyişi, ilişkileri farklı; renkli bir grup Sokak...
Seni sevdim.. rüzgara kapıldım, ateşi güneş sandım.. Her seferinde aynı sahneleri binkere izledimm.. Dedim ya ihanetinin çekiciliğine kapıldım.. peşin sıra havalandım ve uçtum... Her seferinde yüzlerce metre yükseklerden yere çakıldım.. Üstümü başımı temizleyip, yaralarımı silip tekrar peşin sıra uçmaya çalıştım...
Küçücük çocukken ba
Biraz Katip Çelebi , biraz Nasrettin Hoca'dır Ankaragüçlüler...
Taraftarlık , örgütlü olmaktır,kıvılcımlıcı bakışla(egemenlere inat olarak) "ilkelliktir".Haylazlıktır,tebessümdür,"sert yapmaktır".Her dinlediği müzikte "beste çıkar mı" diye düşünmektir.
Taraftarlık , jop ve biber gazı yeme olasılığının yüksekliğidir,kendini don kişot hissetmektir.Tenefüs zilidir ve tenefüsün kendisidir.Kimi zaman kurgulanan bir itaatır.Çokça denildiği gibi "hayata gider yapmaktır".
Futbola oynanan futbol yerine sergilenen tribün performansı olarak bakanlar bu yazılanları gayet güzel anlayacaktır.
Futbol ve taraftarlık üzerine pek çok şey yazılıp çizildi. Dünyada ve Türkiye’de futbolun yaşadığı değişimler, nedenleri ve sonuçları çeşitli açılardan değerlendirmeye devam ediliyor. 









Bir kent nasıl sevilir ve ne zaman vazgeçilmez hale gelir? Meydanları, caddeleri, sokakları, nereyi görmeden yapamaz insan? Peki, bir kentin hangi günü en çok yaşamaya değerdir? Ya da şöyle sormalı, cumartesi ve pazar bir tatil günü, stadyum merkeze uzak düşmüş bir aktivite alanı mıdır Ankara’da? Ben kenti başka türlü, bir türlü sevmişken, bir kentin vazgeçilmez mekânının “meydanlar” olduğunu düşünüyorken ve gününü bilmiyorken, bir pazar günü gittim maça… Kentin teorik olarak göbeğinde, pratik olarak bir köşesinde bulunan statta ve tabi hayatımda ilk kez maça gidiyordum… Genelde herkesin ilk refakatçisi baba, ağabey, amca, dayı olur bu ilk gidişlerde; benim sevgili arkadaşımdı. Genelde küçük yaşta olur bu ilk gidişler, böylelikle gönül verilir o takıma; ben ilk kez maça gittiğimde 24 yaşında tabiri caizse kazık kadardım. Ya evet, bir kadın olarak neden bir ebeveynle yahut küçük yaşta maça gitmemiş olmamın açıklaması bu kendi minik, anlamı büyük kelimede gizli: kadınım ben. Gittiğim ilk maç bir Ankara derbisiydi; Ankara’nın birkaç yıldır zorlanan suni derbilerinden değil ama; bir Ankaragücü- Gençlerbirliği maçı…
tribününde, “bağıranlar”dan biraz uzakta, genelde herkesin oturduğu bir yere geçtik, oturduk… Futbolcular sahaya çıktı, alkışladık, kimseyi tanımıyorum, isimlerini bilmiyorum, olsun öğrenebilirim… Bir de ne kadar yakınlar, uzansak dokunacağız, sahaya insek biz de aralarına karışacağız sanki. Gençler bastırıyor, Ankaragüçlüler adeta savaşıyor. Maçın ilk 20 dakikasında bir gol geldi. Ama gol birden geldi, ayağa fırlayıp bağırdık: “Gooooool!”. Eee, ben golü tam göremedim ki, pozisyon tekrarı istiyorum. TV’den futbol izlemişim hep, alışmışım tabi ama yok bu kez tekrar mekrar. Her şey fazla canlı burada, bir yandan tezahürat edenler, hem de kaç yerde birden, diğer taraftan maç devam ediyor, pür dikkat izlemek lazım. Kâh geride dolanan kaleciye, kâh yan hakeme takılıyor gözüm. Penaltı noktası gerçekten 9.15 mi, bana daha yakın geliyor da. Bu arada devre oluyor, birazcık soluklanmak için bu karışıklıkta, iyi geliyor… Maç Ankaragücü’nün 1-0’lık galibiyetiyle sonuçlandı. Maçın ikinci devresinde ölüp ölüp dirildik gerçi; sahada Gençlerbirliği, tribünde –stada girdiğim andan itibaren “bizimkiler” olan- Ankaragüçlüler bastırdı. Ve kazanan taraf biz olduk işte… Stat çıkışı ayrı bir kalabalık var, o kadar insan bir anda çıkıyor dışarı. Köfte tezgâhlarından yükselen dumanlar, yüzlerdeki gülümseyiş, grup grup yapılan tezahüratlar, amcalar, tek tük teyzeler, çocuklar, gençler, fosforlu yeşil- lacivert ağırlıklı atkılarıyla dolananlar… O gün bana muhteşem görünen bu kalabalık, birkaç maç sonra benim de içinde salınacağım “bir maç günü kalabalığı” olacak… Sonra, maraton tribünün açılıp kapanan koltuklarında ayakta durmayı, zıplamayı, hep beraber hareket etmeyi öğreneceğim. “Bozuk paraya çekirdek” diye bağıran, çekirdek alırken “atın paraları içine” diyen satıcılarla, neredeyse her hafta yeni bir atkı satan atkıcı amcalarla konuşacağım. Devre arası çay almakta ısrar edenleri, içeri bozuk para sokmayanları, sonra da köfte ekmeğin ve çayın üstünü hep bozuk para verenleri, fotoğraf makinesinin pillerinin sahaya atılma ihtimalini, pankart ve su yasağını anlamaya çalışacağım. Turnikeyi, içeri bozuk para sokmayı, bilet kuyruklarını, kombinenin önemini, atkı sarmayı, atkı tutmayı, deplase olmayı öğreneceğim, 19 Mayıs’a yasak pankartları gizlice içeri sokmak için planlar yapacağım. Bu dünyada kamilin büyük ihtiyaç, kamilin sevmeye sevilmeye muhtaç olduğunu duyacağım. İlk gün duyduğum ama anlayamadığım tezahüratları, besteleri mırıldanırken yakalayacağım kendimi, sonra nefesim tükenene kadar bağıracağım. En önemlisi tribünde kadın olacağım.
Çoğu kimse (en azından dışarıdan bakanlar) yeni bir grup olarak bilir
'' Alt Tarafı Bir Atkı Canım Ne Var Yani? '' Demeyin Bu Atkı Başka Atkı...

Sokaktayiz.net yeni yüzüyle yayında! Portal ve forum olarak tekrar yapılandırılan sistemimize kayıt olarak forumlardan yararlanabilirsiniz. Eski forumdaki üyelikler tamamen silindiği için yeniden kayıt olmanız gerekmektedir. Portalımız içinse üyelik işlemi gerekmemektedir. En güncel haberleri ve gelişmeleri takip edebileceğiniz sitemize katılımlarınızı bekliyoruz..

